Türkiye’de Yaşanacak Ünlü Köyler Nelerdir?

Türk köyleri doğayla iç içedir. Olabildiğince temiz ve kirlenmemişlerdir ve her birinin kendine has bir güzelliği vardır. Türkiye’nin en ünlü köylerinden bazıları aşağıda listelenmektedir.

1. Ege Selçuk’ta Şirince Köyü

İzmir’in Selçuk ilçesine bağlı bir dağ köyü olan Şirince, şüphesiz Türkiye’nin en güzel köylerinden biridir. Esnafın çoğu yurt dışından gelmiş, geçmişte ailelerin yaşadığı taş konaklar daha çok butik otel veya restoran/kafe olmuş, köylülerin tezgâhında satılan yöresel ürünlerin çoğu onların üretimi bile değildir.

Ama güzel mi derseniz mimarisi, doğası, hissi, her şeyi çok güzeldir. Sakin ama hareketli yerleri kafanızı dinlendirmek istiyorsanız burası tam size göredir. Turistik köy, Mayaların kıyamet senaryoları sayesinde 2012 yılında oldukça popüler bir yer olmuştur. Şirince’nin dünyada hayatta kalan 2 yerden biri olacağı söylentisi vardır. Şirince’ye uçakla gidecekseniz uçak biletinizi almadan önce bir fiyat karşılaştırması yapmanızı tavsiye ederiz. Turlar, her ikisi de Selçuk’ta olduğu için ilk ziyaretinizi sabah Efes’e, Şirince’yi ise öğleden sonra olarak planlamaktadırlar. Yarım gün her yeri gezmek ve fotoğraf çılgınlığına kapılmak için yeterli bir zamandır.

Şirince’de büyük oteller yerine daha çok butik oteller, küçük oteller ve pansiyonlar bulunmaktadır. Bazıları eski Yunan taş konaklarıdır. Ayrıca bölgede çok güzel kiralık evler vardır.

2. Çıralı: Türkiye’nin Saklı Cenneti

Çıralı, Kemer ilçesine bağlı Ulupınar mahallesinin bulunduğu yerdir. Beydağları Sahil Milli Parkı sınırları içinde yer alan Çıralı, üç kilometrelik kumsalın oluşturduğu sahil şeridinde koruma altındaki deniz kaplumbağalarının (Caretta) üreme alanıdır. Plaj denizden hafif bir eğimle yükselmektedir. İki ucu kayalıklarla çevrilidir. Genel olarak ince taneli kum yapısına sahiptir. Kuzeyde sadece kışın akan bir dere yatağı vardır. Güney ucunda köye gelen dere, Olympos antik kentinin içinden geçerek denize ulaşmaktadır. Böylece Çıralı plajı, güneyinde Olympos Çayı ile birlikte Olympos ve Çıralı olarak ikiye ayrılabilmektedir. Ulupınar deresi ve kanyonu, Likya yolu, Olympos, Yanar Taş ile birlikte sedir ormanları, yaylalar ve 1. ve 2. derece doğal ve tarihi sit koruma statüleri yakın çevredeki benzer alanlarda büyük ölçekli turizm ve yapılaşmadan uzak tutulmuştur.

Yöre halkı geçimini genellikle pansiyonlardan, lokantalardan ve küçük ölçekli tarım işletmelerinden sağlamaktadır. Bölgede tipik Akdeniz iklimi hüküm sürmektedir. Kışın, sıcaklık nadiren sıfırın altına düşmektedir. Uzun bir bahar döneminden sonra, Temmuz ve ağustos aylarında 45 derecede çok sıcak bir yaz hüküm sürmektedir.

Çıralı Koyu, üç kilometre uzunluğundaki dağlarla bütünleşen kumsalın oluşturduğu kıyı şeridinde koruma altında olan deniz kaplumbağalarının (Caretta caretta) üreme alanıdır. Çıralı plajı deniz seviyesinden hafif bir eğimle yükselmektedir. Bungalov tipi pansiyonların hâkim olduğu Çıralı ‘da plajın her iki ucu kayalarla çevrili olup, plaj genel olarak ince taneli kum yapısına sahiptir.

3. Göynük, Bolu İlçesi

Göynük, Bolu ilinin güneybatısında yer alan, şeker fasulyesi, uhut marmelatı ve ahşap oymacılığı ile ünlü yedi mahalle ve altmış altı köyü içeren bir ilçedir. 20. yüzyılın başlarından kalma eski Türk evleri bakımından zengin olan semt, 137 tarihi konutu, 21 camii, türbesi, çeşmesi, hamamı, kulesi ve toplam 158 mimari eseri sayesinde “Kentsel Sit” ilan edilmiştir. İlçede ayrıca 14. yüzyılda Gazi Süleyman Paşa tarafından yaptırılan tarihi camiler, hamamlar ve köşkler bulunmaktadır.

Bolu yöresine ilk yerleşenlerin Bebrikler olduğu sanılmaktadır. Bebrikya olarak bilindiği düşünülen bu bölge M.Ö. 8. yüzyıldan sonra batıdan Bithynialılar yerleşmişlerdir. Bithynia adı verilen bu topraklardaki başlıca yerleşim yerleri Kienos (daha sonra Prusias, bugün Konuralp) ve Bithynion (bugünkü Bolu) idi. İskender’in ölümünü takip eden dönemde Bolu bölgesinde bağımsız Bithynia Krallığı kurulmuştur. Tarih kitaplarında Roma askeri yolunun şimdiki adıyla Dadastan olan Göynük’ten geçtiği belirtilmektedir. Göynük’ün bilinen en eski adı “Koinon Gallicanon” dur. İlçe Türk beylikleri, Bizans, Roma ve Osmanlı medeniyetlerinin yerleşim alanı içerisindedir. Susuz, Kilciler, Narzanlar, Boyacılar köyleri ve bu köylerin çevresinde Bizans dönemine ait yazılı eserler bulunmuştur. Kilciler Köyü’nde bir kilise kalıntısı da bulunmaktadır. Kasabada bazı tarihi eserler ve yapılar günümüze kadar gelebilmiştir.

Göynük ilçe merkezinde bulunan türbeye yürüyerek 10 dakikada ulaşmak mümkündür. Özel araç veya taksi ile gitmek isteyenler birkaç dakika içerisinde ulaşım sağlayabilmektedirler. Gezi için Beybahçesi ve Akşemseddin Caddesi tercih edilebilmektedir.

4. Kuzeydoğu Uzungöl

Yerleşme ilk olarak 1586 kayıtlarında Yunanca “Saraho” adıyla geçmektedir. Kayıtlara göre bölgede ilk kalıcı yerleşim 1650’lerden sonra olmuştur. 12 gayrimüslim haneden oluşan yerleşime sonraki dönemde Müslümanların gelmesiyle nüfus artmış ve yerleşim 1876 kayıtlarında 229 hane olarak gerçekleşmiştir. Tarihte “Serah” olarak da bilinen yerleşim, Cumhuriyetin kuruluşundan sonra uzun yıllar Of ilçesine bağlı olarak kalmıştır. 1948 yılı itibari ile Çaykara ilçe olunca tüm bölge bu ilçe sınırları içinde kalmıştır. 1969 yılında kurulan Uzungöl Belediyesi, 6360 sayılı Kanunla kapatılmıştır.

Uzungöl, Trabzon’a 99 km, Çaykara’ya 19 km uzaklıktadır. Türkiye’nin yağmur ormanlarının bulunduğu Soğanlı ve Kaçkar Dağları’nın birleştiği yerde bulunmaktadır. Bu bölge aynı zamanda dünyanın ılıman bölgesindeki en eski ormanlara da ev sahipliği yapmaktadır. Bol yağışı ve nispeten ılıman iklimi sayesinde yılın her mevsimi yeşildir. Demirkapı ve Soğanlı dağlarında tespit edilmiş 60’tan fazla endemik bitki türü bulunmaktadır. Yabani hayvan yaşamı açısından da zengin bir ortam içermektedir. Uzungöl Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde toplam 59 memeli ve 250 kuş türü tespit edilmiştir. Bozayı, Karaca, Kurt, Çakal, Tilki, Yaban Domuzu, Vaşak, Porsuk, Sansar, Su samuru, Kanca boynuzlu dağ keçisi, Yaban keçisi vb. memeli türleri bulunmaktadır. Alanın flora ve bitki örtüsü belirlenmiştir. Özel Çevre Koruma Bölgesi’nin bitkisel biyolojik çeşitliliğinin belirlenmesi amacıyla bölgede yapılan çalışmalarda bölgede 125 alttür ve 68 çeşit olmak üzere 311 cinse ait toplam 658 bitki taksonu tespit edilmiştir. Uzungöl bölgesinde ikisi kuyruklu kurbağa olmak üzere sekiz farklı amfibi türünün yaşadığı belirlenmiştir. Uzun Göl; Tabiatı Koruma Alanı, Özel Koruma Çevresi, Tabiat Parkı gibi koruma statüsüne sahiptir.

5. Kayaköy

Kayaköy ya da eski adıyla Levissi, Muğla’nın Fethiye ilçesinde tanınmış bir mahalledir.

Kayaköy birbirinden çok farklı iki yerleşim alanından oluşmaktadır. Bunlardan ilki; 19. yüzyılın başlarında kurulan ve turizmde de önemli bir yere sahip olan yamaçlara dayalı nispeten yeni bir yerleşim yeri olmasına rağmen, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde bir kasaba boyutuna ulaşmıştır. 3000 nüfusludur, tamamı Rumdur, eski adı Livissi idi. 1957 Fethiye Depremi’nden sonra evler harap durumda olsa da canlı müze kalitesiyle turistlerin ilgisini çekmektedir. Diğeri ise 1512 yılından itibaren Osmanlı tahrir defterlerinde adı geçen Kayı Köyüdür. Bölgeye yerleşen Oğuz Türklerinin Kayı boyuna mensup Türkmenlere ait kayıtlar, özellikle 39 numaralı tahrir defterinde yer almaktadır. İrili ufaklı kiliseler bulunmaktadır. Ve on dört şapel Kayaköy’de gezilecek yerler arasındadır. Küçük kilisenin yanında bir de çömlek atölyesi bulunmaktadır. Sadece deniz yoluyla veya yürüyerek ulaşılabilen Soğuk Su Köyü’ne küçük kilise yolundan gitmek yaklaşık kırk dakikadır. 1923 yılında gerçekleşen mübadele ile Levissi’de yaşayan Rumlar Yunanistan’a göç ederken, Selanik ve çevresinden gelen göçmenler Kayaköy’e yerleşmişlerdir.

Kayaköy’ün turistik açıdan daha verimli kullanılmasına yönelik tartışmalar devam etmektedir. Cumhuriyet gazetesinin kurucusu ve Atatürk’ün yakın çalışma arkadaşı Yunus Nadi Abalıoğlu (Abalızadelerin Yunus Nadi), ailesinin yaylaya gelmesiyle 1880 yılında Kayaköy’de doğmuştur. Kayaköy, Fethiye’nin daha az uğrak ancak gidenlerin tercih ettiği turistik duraklarından biridir. Gerçekten de yarısı yıkılmış tarihi evleriyle bir tepenin yamaçlarını tamamen kaplayan bu devasa hayalet köye gitmemek elde değildir ve herkesin Fethiye gezilecek yerler listesinde olması gereken bir yerdir.

6. Kaleköy

Kaleköy, Akdeniz kıyısında, Kaş ile Demre arasında, Antalya ilinin Demre ilçesine bağlı bir köydür. Kaleköy, Kekova adasına bakmaktadır ve Üçağız’dan deniz yoluyla veya yürüyerek ulaşılabilmektedir.

Kaleköy, Orta Çağ’da Kekova’ya yuva yapan korsanlarla savaşmak için inşa edilmiş bir Bizans kalesi tarafından göz ardı edilmektedir. Kalede küçük bir tiyatro bulunmaktadır. Doğal güzellikleri, antik kentleri ve muhteşem sahil şeridi ile Kaş eşsiz bir yerdir. Kaş’ta bulunan Simena olarak da bilinen Kaleköy ilginç ve çok güzeldir. Deniz kenarında kurulmuş olan Kaleköy, Simena’nın tarihi kalıntılarına ev sahipliği yapmaktadır ve Kaş gezinize mutlaka eklemelisiniz. Kaleköy, Kaş’ın en ikonik yerlerinden biri ile karşı karşıyadır: Kekova Adası. Göz alabildiğine mavidir. Dar sokakların ve şirin evlerin terasları tepenin zirvesine kadar uzanmaktadır. Bu sokaklarda dolaşırken, her adımda uçsuz bucaksız bir Akdeniz manzarası göreceksiniz.

Herhangi bir ana yoldan uzak olduğu için bu köy geleneksel atmosferini korumayı başarmıştır. Yolun kötü olması nedeniyle bölge halkı yıllarca sadece teknelerle gidip gelmiştir. Kaleköy, tek bir köyden beklenenden çok daha fazla güzelliğe ev sahipliği yapmaktadır. Batık şehirler, denizdeki antik kalıntılar ve köyü çevreleyen birçok güzel koy vardır. Köyde araba yoktur, sadece rahatlatıcı bir sessizlik vardır; Her köşede inanılmaz manzaralar bulacaksınız ve hava taze ve temizdir. Bu köy 1990 yılında ‘Özel Sit Alanı’, 2016 yılında da ‘Kentsel Arkeolojik Sit Alanı’ ilan edilmiştir. Kaleköy’de yapılaşma yasaktır. Tek çivi çakmak bile yasaktır. Ev fiyatları son derece yüksektir; ülkenin en pahalı köylerinden biridir.

7. Gümüşlük

Ege Denizi’ndeki Myndos antik kentinin kalıntıları üzerinde yer almaktadır. İki koyu birbirinden ayıran ve Tavşan Adası’na dökülen diz boyu suda inşaat temel kalıntıları rahatlıkla görülmektedir. Tavşan Adası’na sudan yürüyerek ulaşılabilmektedir, ancak girişe izin verilmemektedir.

Diğer pek çok turistik mekânın aksine, Gümüşlük körfezi çevresindeki yamaçlar gelecekteki projelere karşı korunmaktadır, bu nedenle aşırı sergilenmemiştir. Ada, Gümüşlük koyu ve plajının panoramik manzarasını sunmaktadır ve düzensiz antik yapı kalıntıları içermektedir. Gümüşlük, Tavşan Adası’na yakın olan küçük bölgeden daha büyüktür; gerçek köy içinin kesimlerine kadar uzanmaktadır. Gümüşlük köyü, Bodrum ilçesinin geri kalanıyla birlikte, 2015 yılında Mula şehrine entegre edilmiştir ve bu, 1999 yılında kurulan Gümüşlük Belediyesi’nin kapanmasına yol açmıştır.

Köyde 2004 yılından bu yana her yıl Gümüşlük Uluslararası Klasik Müzik Festivali düzenlenmektedir. Temmuz-Eylül ayları arasında gerçekleşen bu festivale Bodrum Klasik Müzik Derneği sponsorluk yapmaktadır. Bu festival her yıl Gümüşlük’ün Koyunbaba semtindeki antik taş ocaklarında düzenlenmektedir. Kral Mausolos, anıt mezarı ve kalesi için taşları bu ocaktan temin etmiştir. Bodrum Kalesi ve Bodrum Yarımadası’ndaki diğer yerler de etkinliklere ev sahipliği yapmaktadır. Festivalde her yıl düzenlenen Ahmed Adnan Saygun Piyano Yarışması ile Gümüşlük Müzik Akademisi masterclass programı da yer almaktadır. Gümüşlük sahili boyunca, bazıları hem bölgesel hem de uluslararası sanatçılar, şarkıcılar ve DJ’lerle canlı müzik performansları düzenleyen çeşitli barlar, kafeler ve pansiyonlar bulunmaktadır. Gümüşlük sahilinde, birçoğu taze balık ve kabuklu deniz ürünlerinin yanı sıra meze ve rakı konusunda uzmanlaşmış birçok köklü restoran bulunmaktadır. Sahil boyunca, iki köy kafesi, küçük atıştırmalıkların yanı sıra çay ve diğer alkolsüz içecekler sunmaktadır.

Gümüşlük’te her çarşamba haftalık pazarlar kurulmaktadır. Bu pazarda yerel mevsimlik yiyecekler, süt ürünleri, el yapımı giysiler, tekstiller ve ev eşyaları bulunmaktadır. Bodrum denince akla ilk gelen yerlerden biri de Gümüşlük’tür. Kendine özgü atmosferi, sahilde sıralanan balıkçıları, Türkiye’nin ve dünyanın önde gelen müzisyenlerinin sahne aldığı Gümüşlük Uluslararası Caz Festivali ile küçük kasaba bir üne kavuşmuştur. Bodrum’da tatil yapıyorsanız Gümüşlük mutlaka görülmesi gereken bir yerdir. Gümüşlük, Bodrum yarımadasının en batı ucunda yer almaktadır, bu da şehir merkezine pek yakın olmadığı anlamına gelmektedir. Bodrum’daki otogardan Gümüşlük’e sık sık otobüs seferleri vardır. Kasaba 23 kilometre uzaklıktadır ve 45 dakikada ulaşılabilmektedir. Yaz aylarında otobüsler gece geç saatlere kadar çalışmaktadır, ancak kışın erken çalışmayı bırakmaktadırlar. Aynı durum Gümüşlük’ten Bodrum’a giden otobüsler için de geçerlidir.

Gümüşlük uzun, şanlı bir tarihe sahiptir. Bölge, Lelegler ve Pers satrapı Mausolos’tan önemli ölçüde etkilenmiştir. Daha sonra depremlerle sular altında kalan bu bölgenin çevresine Mausolos, Myndos’u dikmiştir. En tanınmış turistik yer olan Tavşan Adası’nı ziyaret ettiğinizde, kasabanın harabelerini gezersiniz, ancak artık adaya girmenize izin verilmez. Tavşan Adası’na arabayla gidebilirsiniz veya şnorkel ekipmanı kullanarak kalıntıları görebilirsiniz. Gümüşlük’te gidilecek bir diğer yer ise Ecclesia’dır. 400 yıllık kayadan inşa edilmiş Ortodoks şapeli, bir sanat merkezine dönüştürülmüştür. Yaz aylarında dünyanın her yerinden sanatçılar tarafından caz ve klasik müzik performansları da dahil olmak üzere burada düzenlenen birçok konser vardır. Bu nedenle tarihi bir yapı ve bir sanat merkezi olarak Ecclesia Kilisesi, bölgedeki en önemli ve eşsiz yerlerden biridir. Gümüşlük, küçük bir kasaba olmasına rağmen oldukça rağbet gören bir gezi destinasyonudur. Yaz boyunca binlerce kişi tatil için bu bölgeyi ziyaret ettiğinden çok sayıda otel bulunmaktadır.

8. Assos

Behramkale veya sadece Behram olarak da bilinen Assos, zengin bir tarihi geçmişe sahip Türkiye’nin Çanakkale ilinde küçük bir kasabadır. Kent ayrıca, Yaşlı Pliny’nin MS birinci yüzyılda yaşadığı zaman Apollonia olarak da bilinmekteydi. Aristoteles ve Xenocrates, Atina’daki Platonik Akademi’den ayrılarak Assos’a gitti ve burada Kral Hermias onları karşıladı ve bir akademi kurmalarına izin verdi. Hermias’ın evlatlık kızı Pythias, aynı zamanda Aristoteles’in karısıydı. Aristoteles, orijinal zoolojik ve biyolojik gözlemler üzerinde iş birliği yaptığı Assos Akademisi’nde bir grup filozofun şefi konumuna yükseldi. Kral Hermias, Assos’un Pers işgali sırasında yakalandı ve öldürüldü. Makedonya Kralı II. Philip iktidara geldiğinde, Aristoteles o ülkeye kaçtı. Orada Filip’in oğlu Büyük İskender’e ders verdi. Kasabanın girişinde Aristoteles’in çağdaş bir heykeli vardır. Evangelist Luka ve Havari Pavlus, Elçilerin İşleri’ne göre Assos’a gittiler (Elçilerin İşleri 20:13-14). Assos, bugün Ege kıyılarında tarihi kalıntılarla çevrili bir sahil sığınağıdır. 2017’den beri Türkiye’nin Dünya Miras Alanları Geçici Listesi’ne dahil edilmiştir.

Kasabanın asıl adı Behramkale olsa da halk tarafından Assos olarak anılmaktadır. Yerleşim, antik çağda Troas olarak da bilinen Biga Yarımadası’nın güney ucunda yer almaktadır. Edremit Körfezi kıyısı Assos’un bulunduğu yerdir. Bir trakit uçurumun üzerine inşa edilmiş antik Athena Tapınağı, çevrenin güzel bir manzarasını sunmaktadır. Açık bir günde, çevredeki Midilli, Bergama ve Frigya’daki İda Dağı şehirleri bu tapınaktan görülebilmektedir. Tuzla Nehri kuzeyden akmaktadır. Şehrin girişi olarak kuzeybatıda hala iki devasa Helen sütunu durmaktadır ve hala hareketli bir metropoldür, Assos’un antik yapılarının çoğu bugün harabe halindedir. Troas için bir liman işlevi görmeye devam etmektedir. MÖ 530’da Dor düzenindeki Athena Tapınağı’nın kalıntıları, deniz seviyesinden 238 metre yükseklikte bulunan akropolde yer almaktadır. 38 orijinal sütundan altı tanesi hala vardır. 14 metre yüksekliğindeki (46 fit) kulelere sahip ana giriş ve MÖ 4. yüzyıldan kalma şehir surları, akropolün batısında hala görülebilmektedir. Kapı, MÖ 2. yüzyıldan kalma bir bouleuterion, bir agora ve oldukça büyük bir spor salonunun kalıntılarının bulunduğu kuzeydoğuya açılmaktadır. MÖ 3. yüzyılda inşa edilmiş 5.000 kişilik bir tiyatro daha güneyde, sahile yakın bir yerde bulunmaktadır.

Küçük bir çakıllı plaj vardır. Hem tekne gezileri hem de mezra ziyaretleri mevcuttur. Köye giden dik, dar yol muazzam düşüşlere sahip olsa da sabahtan akşama kadar sürekli olarak otomobiller ve minibüsler sahile gelmektedir. Assos’taki arkeologlar, Bizans döneminden 1.500 yıllık bir taş fırın ve Helenistik dönemden 2.200 yıllık bir aslan heykeli keşfettiler. Profesör Nurettin Arslan, heykelin o zamanın büyük bir bölümünde han olarak hizmet veren bir binada keşfedildiğini iddia etmektedir. Ek olarak, o döneme ait bir keşif, üç tencereli bir pişirme brülörünü içermekteydi.

9. Ayvalı

Önceki adı Hosor’du. Gürcü kaynaklarında bazen Hosori olarak da geçmektedir. Tarihi Tao bölgesinde yer alan yerleşim, 16. yüzyılda Osmanlılar tarafından Gürcülerden alınmıştır. Bu isim Gürcüceden Türkçeye geldiği varsayılmaktadır.

10. Ayder Yaylası

Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinin 19 kilometre güneydoğusunda yer alan Ayder, 1350 metre yükseklikte ladin ve kayın ormanlarıyla dolu bir yayladır. Hala Vadisi halkı onu on üçüncü yüzyılda kurmuştur. Hala Vadisi sakinleri Ayder’i eğlence amaçlı kullansa da hiçbir zaman yayla olarak kullanılmamıştır. Bölge halkı Hala köyünden yaylalarına (Kavrun, Ceymakcur, Paákcur) göç ederken Ayder’deki kaplıcada mola vermektedir. Araştırmacı Metehan Mollamehmetoğlu’na göre, 1900’lü yılların başında Ayder, yöre halkının dinlenme yeri olarak hizmet vermiştir. Ayrıca Spa, 1700’lerden beri şehirde bulunmaktadır.

Hala Vadisi’nde yaşayanlar Ayder, Aşağı Ceymakçur ve Yukarı Ceymakçur adlarıyla üç yayla kullanmaktadırlar. Haziran’da Aşağı Ceymakçur’a, Temmuz’da Yukarı Ceymakçur’a, Mayıs’ta Ayder’e gitmektedirler. Asağı Ceymakçur yolu üzerinde ağustos ayında Ayder’de Hodoc olarak bilinen ot kesme kutlamaları yapılmaktadır. Eylül’de Ayder’e gidecekler ve Ekim’de Hala kasabasına döneceklerdir. Ayder, yakın zamana kadar yöre halkı tarafından yayla olarak kabul edilmekteydi. Ayder Yaylası hem turizm hem de eğlence merkezi olarak gelişmiştir.

11. Mustafapaşa Eski Rum Yerleşimi

Nevşehir ilinin Ürgüp ilçesine bağlı Mustafapaşa ilçesi bulunmaktadır. Gomeda Vadisi’nin batısında, Ürgüp’e 5 km, Nevşehir’e 27 km uzaklıktadır. Sinasos, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Mustafapaşa’nın önceki adıydı. Nüfus çok çeşitliydi ve nüfusun çoğunluğunu Müslüman olan Türkler, ardından Rumlar ve Karamanlılılar (Türkçe konuşan Hıristiyanlar) oluşturuyordu. İstanbul’a göç eden Sinasiote’ler (Sinasoslu Rumlar), denizden uzak bir bölgede yaşamalarına rağmen balık, özellikle havyar ticareti ile tanınırlardı. İstanbul’un zenginliği nedeniyle, küçük kasabada çok sayıda süslü ev vardı.

Ayrıca tarım, yerel ekonominin temel dayanağıydı. Ancak köy, peribacaları ve kayalara oyulmuş antik kiliseleri ile ünlü Türkiye’nin popüler bir turizm merkezi olan Kapadokya’nın bir parçasıdır. Köy artık turistlere hizmet veren otellerle çevrilidir. Termal turizm başka bir beklentidir.

Eski adı Sinasos olan Mustafapaşa, eski bir Yunan yerleşimidir. Kapadokya’nın doğal noktalarından biri olan Mustafapaşa, Ürgüp’ten 6 kilometre ve Nevşehir’den 25 kilometre uzaklıktadır. Mustafapaşa’nın turistik açıdan çok zengin olması nedeniyle tarih kokan bu çekici beldede Ürgüp’e gittiğinizde herhangi bir yerde geçireceğiniz kadar zaman geçirmelisiniz.

Kapadokya Sanat ve Tarih Müzesi, daha sonra yenilenen 150 yıllık bir konakta kurulan Kültür Bakanlığı’na bağlı özel bir müzedir. Bu işleviyle Türkiye’de bir ilk olan müze, Kapadokya kültürünün hikayesini anlatmak için oyuncak bebekler kullanarak farklı bir estetik sergilemektedir. Kapadokya’nın tarihi gelişmelerine, sanatına veya kültürüne ilginiz varsa bu müzeyi ziyaret etmenizi öneririz. Müzede sergilenen bebekler, tamamen el yapımı olup diğer ülkelerden ithal edilmektedir; hiçbiri makinelerde üretilmemektedir. Pazartesi hariç her gün 10:00- 18:00 saatleri arasında müze ziyarete açıktır. Mustafapaşa Kasabası’nın batısında yer alan Gomeda Vadisi, “küçük Ihlara” veya “Bey Çayı Vadisi” olarak da bilinmektedir. Vadinin Kapadokya’da gizlenen ve diğerlerinden daha az bilinen doğal oluşumunu da korku filmleri keşfetmiştir. Vadi girişindeki Gomeda Harabeleri’nin yanı sıra Bey Deresi’ni takip ederseniz vadinin yamaçlarında kiliseler, manastırlar ve güvercinlikler bulunmaktadır. Yanınızda bir el feneri varsa ve yolculuğunuza biraz gizem katmak istiyorsanız, vadinin çok sayıda karanlık tünel ve mağara ile dolu olduğunu hayal edin. Vadinin yeşillikleri sayesinde turunuz canlı bir ortamda geçecektir. Meyve dolu ağaçların dallarında dinlenirken arka planda uçuşan kelebekleri görebilirsiniz.

12. Lavanta Kuyucak

Kuyucak Mahallesi, bir zamanlar sahip olduğu çorak, boş tarlalara kıyasla bugün 3000 hektarlık lavanta ekilmiş durumdadır. Lavanta mevsimi boyunca, tur otobüsleri küçük köyü düzenli olarak dolaşmaktadır. Kuyucak Köyü’nü ziyaret ettiğinizde, oradaki halkla konuştuğunuzda, teyzelerin tezgâhından lavanta ürünleri satın aldığınızda, projenin lavanta üretimi ile istihdam yaratma, turizmi geliştirme ve ek gelir kaynağı yaratma başarısını daha iyi anlayabilirsiniz. Lavantaya olan bu tutkuyla hepsi gerçekten mutludur. Köy hanımları için özel olarak tasarlanmış yepyeni bir yaşam alanı üretmiştir.

Lavanta moru yalnızca üç haftaya kadar çiçek açmaktadır, bu nedenle bu süre zarfında ziyaret etmezseniz yalnızca yuvarlak bir çalı görür ve hayal kırıklığına uğrarsınız. Lavanta tipik olarak haziran ayında çiçek açmaya başlamaktadır ve temmuz ayının ikinci haftasında hasat edilmektedir. Başka bir deyişle, haziran sonu ve temmuz başı, köyün en çarpıcı özelliklerini görmek için en iyi zamanlardır. Hasat hala parça parça devam ettiğinden, Temmuz ortasına kadar ekilmemiş tarlaları hala gözlemleyebilirsiniz. Ancak mevsimler değişebilir ve dünya her zaman bağlantılı değildir. Ancak Burdur’da, hemen yanı başında, Lavanta Çayı’nda vardır. Otomobille 20 ila 30 dakika sürmektedir.

Türkiye’yi ilk kez ziyaret eden birçok kişi için Kuyucak, Kapadokya veya İstanbul’dan daha az tanındığı için alışılmışın dışındadır. T+L A-List danışmanı Engin Kadaster’e göre Kuyucak’ın lavanta kaplı yamaçları bir nevi mutlu bir kazadır. Kadaster’e göre gül üretimimizin merkezi bu köyde bulunmaktadır. Fransa’dan bir gül yetiştiricisi tarafından yirmi lavanta sapı getirilmiştir. Başladıklarında neredeyse çok az şeye sahiptiler. Sonra köylüler onu dikmeye başlamıştır.

Kadaster’e göre, “Türkiye için lavantanın yüzde 90’ını üretmektedirler ve bunların bir kısmı lavanta yağı olarak ihraç edilmektedir.” Bitkileri tüm ihtişamıyla görmek istiyorsanız, yaz tatili en iyi seçeneğiniz olabilir. Kadaster, “Mayıs sonu veya haziran başında bir yerlerde çiçek açmaya başladığını ve temmuz ayında tüm alanın lavanta koktuğunu” belirtti.

Güzel doğa manzaralarına ve tarihi şehirlere ev sahipliği yapan Türkiye’nin göller bölgesi, Kuyucak’ın elverişli olduğu yerdir. Bazılarının Türkiye’nin Maldivleri’ne benzettiği Salda Gölü, yerleşim yerine sadece iki saat uzaklıktadır. Türkiye’nin en iyi korunmuş antik kentlerinden biri olan Termessos da iki saat uzaklıktadır. Kadaster’a göre hem doğal hem de tarihi harikalar burada bulunabilmektedir. Bu güllerin ve bu lavantanın büyümesinden kaynaklanan tüm güzelliğin yanı sıra şaşırtıcıdır.

13. Üçağız

Bir sahil kenti olan Üçağız, eski adı Theimeussa idi. Theimeussa’nın tarihi, doğal bir liman üzerinde yer almasına rağmen iyi tanınmamaktadır. Bu şehrin bir denizciler şehri olduğunu ve Likya Birliği’ni kuran şehirlerden biri olduğunu bilmekteyiz.

Üçağız, Kaş’ın en eşsiz yerlerinden biri olan Kekova Adası’na bakmaktadır. Bugün yerleşimle bağlantısı olmayan Türkiye’nin en büyük Akdeniz adalarından biri, başlangıçta ona bağlıydı. Üçağız’a geldiğinizde sular altında kalmış tarihi şehirler, bakir koylar ve zümrütten yapılmış gibi görünen rengarenk adalar sizi karşılamaktadır. Dünyanın her yerinden birçok gezgin burayı ziyaret etmektedir. Her yıl Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ve Japonya’dan gelen turistler Üçağız ve çevresini ziyaret etmektedir.

Üçağız herhangi bir ana yola uzaklığı nedeniyle sakinliğini ve güzelliğini korumayı başarmıştır. Akdeniz’in kitle turizminden etkilenmeyen ender kıyı kentlerinden biri de burasıdır. Komşusu batık şehri ve turkuaz koylarıyla hayallerimizdeki ortak köy imajından tamamen farklıdır. Akdeniz kıyısında, sahil köylerinin birçoğu genişleyip kasaba olmuştur ama Üçağız bu kaderden kurtulmuştur. Üçağız, tarihi binaları ve gömülü surlarıyla emsalsiz bir auraya sahiptir. Yazın köyün önündeki liman yatlar ve günübirlik yolcu tekneleriyle dolup taşmaktadır. Bir göl kadar sakin olan Üçağız Koyu, su sporları dersleri için idealdir.

Üçağız, kışın daha da fazla olan sakin, sakin bir sahil kasabasıdır. Sadece özel teknelerle gelen birkaç ziyaretçi köyde birkaç saat geçirmektedir çünkü bu süre zarfında günlük tekne gezileri askıya alınmaktadır. İlkbaharda her şey yeşile döndüğünde topluluk canlanmaktadır. Tekne turlarının başlamasıyla liman gemilerle dolmaya başlamaktadır.

Üçağız’a tekneyle geldikten sonra köyü keşfetmek için bolca vaktiniz olacaktır. Hediyelik eşya dükkanlarına göz atabilir veya sahildeki restoranlardan birinde taze deniz ürünleri yiyebilirsiniz. Üçağız’da sıcak bir günde yapılacak en güzel şey tabi ki berrak, sakin denizde yüzmektir. Kano okullarından birinden bir kano kiralarsanız, etrafta kürek çekerken harika zaman geçireceksiniz. Hem tekne hem de uçak sizi Üçağız’a götürebilmektedir. Karayolu ile seyahat etmek isterseniz Demre veya Kaş’tan gelmenize bağlı olarak kullanabileceğiniz iki alternatif rota vardır.

Köyde çok fazla otel veya pansiyon yoktur. En popüler turistik aktivite tekne turudur. Kekova tekne turu yapmak size fikir verecektir. Üçağız’ın huzur, doğal güzellik ve tarihi önemi bir araya getirme yeteneği etkileyicidir. Turistler burada kalmak istemediği için çok az insanın yaşadığı son derece huzurlu bölgede kalarak dinginlik bulacağınızdan emin olabilirsiniz. Lüks restoranlar veya kafeler yoktur. Köyde oturanlar ile lokanta ve pansiyonda çalışanların yaş ortalaması çok yüksektir.

Türkiye’deki Uzak Dağ Köyleri Nelerdir?

Türkiye’deki Uzak Dağ Köyleri aşağıda listelenmiştir:

  • Dereköy
  • Kayaköy
  • Savaşan Köyü
  • Sazak Köyü
  • Karanlık Köyü
  • Eski Çıplak Köyü
  • Sandima Köyü
  • Zaz Köyü
  • Köken köyü

Türk Köylerinin Özellikleri Nelerdir?

Uzak, arkadaş canlısı ve çok doğaldırlar. Çok fazla yol veya büyük alışveriş yerleri yoktur. Doğayı şehir hayatına tercih ediyorsanız, Türk köyleri tam size göredir.

Yabancılar Türk Köylerinde Yaşayabilir mi?

Mümkün olsa da çok zordur. Büyük ihtimalle Türkçe öğrenmek zorunda kalacaksınız çünkü İngilizce bilen birini bulmak çok zor olacaktır. Köylerde alışveriş yapacak yer bulmak da çok uzak olduğu için zordur.

Türk Köylerinde Hayat Güvenli mi?

Türkiyede hayat genelde güvenlidir. Türk köylerinin birbirine kol kanat geren insanlar mevcuttur.

Türk Köylerinde Tatil Yapılır mı?

Türk köylerinde birçok tatil imkânı bulunmaktadır. Yazımızdan dilediğiniz yeri seçip güzel bir tatilin tadını çıkarabilirsiniz.

Yorum yapın