Türkiye’deki Ünlü Saraylar Nelerdir?

Türkiye zengin kültürel ve tarihi yapılara sahip köklü bir ülkedir. Ülke topraklarında yıllar önce inşa edilmiş geçmiş devletlere veya medeniyetlere ait pek çok mimari eser görmek mümkündür. Bu eserler arasında saraylar, kaleler, kiliseler, camiler, surlar ve hatta bir sarnıç bulunmaktadır. Örneğin eski uygarlıklara baktığımızda İstanbul’daki bazı görkemli yapılar Bizans Dönemi’nden (15. yüzyıl) günümüze kadar korunarak restore edilmiştir. Ayrıca 19. yüzyılın sonuna kadar bu toprakları idare etmekle yükümlü olan Osmanlı padişahları, devrinin ihtişamını ve zenginliğini göstermek için İstanbul’da birçok kale ve saray inşa etmişlerdir.

Anadolu’nun her yerinde birçok görkemli saray ve yapı konumlandırılmış ve kullanılmıştır. Bu saraylardan bazıları birincil konut, bazıları ise yazlık konutlardır. İstanbul dışında gösterişli yapılaşmanın nedeni, tahta çıkmayı hedefleyen şehzadelerin Amasya, Manisa, Trabzon gibi bölgelerde yönetim tecrübesi kazanmak için sancak görevi görmeleridir.

1. Dolmabahçe Sarayı

Dolmabahçe Sarayı, İstanbul şehrinin hızla büyüyen bölümünün kuzeyinde yer alır ve 1843-1856 yılları arasında Boğaz’ın Marmara çıkışında neo-barok tarzda inşa edilmiştir. Dolmabahçe Sarayı, Sultan Abdülmecid’in emriyle Ermeni Balyan Ailesi tarafından yaptırılmıştır. Sarayın mimarı Sultan Abdülmecit’in baş mimarı Karabet Balyan’dır.

Padişah bu sarayı yaptırmadan önce özel saray olarak kullanılan Topkapı’nın eski ve yıpranmış olduğunu düşünerek yeni çağa uyum sağlayacak farklı bir tarzda bir kale yaptırmaya karar vermiş. Ayrıca Dolmabahçe Sarayı’nın yapılmasının nedenlerinden biri de Osmanlı İmparatorluğu’nun ihtişamını ve zenginliğini tüm dünyaya yeniden göstermek ve Avrupa’daki birçok lüks kale ve sarayı geride bırakmak istemesiydi.

Bu sarayın çizim planı ve inşası diğer saraylara göre karmaşık ve o dönem için modern çizgilere sahipti. Simetrik bir tasarıma sahip 3 katlı, 285 oda, 43 salon ve bodrum dahil 6 Türk hamamı vardır. İskele 600 metre uzunluğundadır ve sarayın avlusuna erişim sağlayan güzelce dekore edilmiş iki anıtsal kapıya sahiptir. Büyük balo salonunun 36 metre yüksekliğindeki tavanından sarkan 4,5 tonluk kristal bir avize bulunuyor.

Dolmabahçe Sarayı 1856-1887 ve 1902-1922 olmak üzere iki farklı dönemde kullanılmıştır. Cumhuriyet döneminde bu görkemli saray, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na dönüştürülmüştür. Bu sayede cumhuriyetin ilanından sonra devlete hizmet eden tek eser olmuştur.

2. Ihlamur Kasrı

Tarihi Ihlamur Kasrı, ıhlamur ağaçlarının arasına yerleştirilmiş güzel bir konaktır. Yapılış amacı, üst katmana bir fincan kahve ya da ıhlamur çayı içmek için bir dinlenme alanı sunacak şirin bir dinlenme evidir. Sultan Abdülmecit, 1849-1855 yılları arasında Fransız şair Lamartine’in de aralarında bulunduğu bazı konuklarını ağırladığı yalıyı dinlenme köşkü olarak yaptırmıştır.

Ihlamur Kasrı aslen Sultan Ahmed’in 18. yüzyılda satın aldığı bir çiftlikti. Hedef talimi için bir yer olarak başladı ancak kısa sürede kraliyet için bir eğlence yeri haline geldi. Bu özel yapının mimarı, dönemin ünlü imparatorluk mimarları Balyan ailesinden Nikagos Balyan’dır. Ihlamur Kasrı iki binadan oluşuyor. Tören köşkü törenler için kullanılırken, Maiyet köşkü ise Padişah Sarayı veya Harem için ayrılmıştır.

3. Malta Köşkü

Malta Köşkü, Beşiktaş semtinde Yıldız Parkı içinde yer alan muhteşem bir tarihi yapıdır. Mimarı kesin olarak bilinmemekle birlikte İtalyan mimar Fossati’nin 1866 yılında Sultan Abdülaziz tarafından Beylerbeyi Sarayı’na getirildiği tahmin edilmektedir. 19. yüzyılın ortalarında padişahlar ve eşleri için rahatlatıcı bir konak olarak kullanılmıştır. Konak, Osmanlı tarihinin son yıllarında, V. Murad da dahil olmak üzere genç varislerin veya şehzadelerin tecrit veya sürgün gibi dramatik anları da içeren bazı trajik olaylara tanık oldu. Narin frizleri, altın varaklı aynası ve yağlı mermer balıklarıyla ünlüdür. Girişteki mermer çeşme üzerinde figürinler ve tavan süslemeleri vardır.

Malta Köşkü’nün dört kapısı vardır. Denize bakan kapının karşısında kuğu motifli şadırvanla süslenmiş mermer havuzlu büyük bir oda vardır. Bilardo salonunun iki yanında merdivenlerle ulaşılan odaların pencereleri sarı, kırmızı, mavi ve beyaz camdan yapılmıştır. Çiçek motifleriyle süslenmiş iki odanın bulunduğu havuzlu odanın tam karşısındaki üst kata bir merdivenle çıkılmaktadır. Abdülhamid’in tahttan indirilip sürgüne gönderilmesinden sonra köşk kırk yılı aşkın bir süre boş kalmıştır.

4. Çırağan Sarayı

Osmanlı mimarisinin önemli eserlerinden biri olan Çırağan Sarayı, günümüzde oteller ve özel etkinlikler için kullanılmaktadır.  Burada konaklayarak tarihi bir deneyim yaşayabilirsiniz. Bu tarihi Sarayın inşaatı 19. yüzyılda başlamıştır. O dönemde her hanedan mensubu bir arada yaşamak istediği için çok odalı bir saray olarak inşa edilmiştir. Sultan Abdülaziz bu sarayı yaptırdıktan birkaç yıl sonra vefat etmiştir.

Konağa adını veren Çırağan ismi Farsça meşale anlamına gelen cerag kelimesinden gelmektedir. Lale bahçelerinde meşalelerle düzenlenen ünlü Osmanlı partilerinden dolayı Sarayın bulunduğu bölgeye Ceragan denilmiştir. Abdülmecit döneminde inşa edilen saray Ermeni mimar Serkis Balyan tarafından tasarlanmıştır. Bina İstanbul’un su sistemini yeniden yapılandırmak ve yeni bir demiryolu inşa etmek için finansal krediler kullanılarak inşa edildi.

Sarayın en seçkin odası olan Sultan’s Suite, CNN’nin ‘Dünyanın en pahalı 15 oteli’ listesinde 14. sırada yer alıyor ve İstanbul’un en lüks konaklama tesisi olarak listeleniyor.

5. Küçüksu Kasrı

Küçüksu Kasrı doğal güzelliği nedeniyle eskiden Asya’nın Tatlı Suları olarak bilinen bir noktada bulunan muhteşem bir dinlenme yalısıdır. Konak, Osmanlı İmparatorluğu’nun ihtişamını tüm Avrupa’ya göstermek için inşa edilmiştir. Bu sarayın önemli bir özelliği tahtı elinde bulunduran padişahın değil sadrazamın ödediği ilk köşk olmasıdır. Aynı zamanda bu köşk hakkında bir başka ilginç bilgi de Galler Prensi VII Edward gibi birçok seçkin konuğu ağırlayan yer olmasıdır.

Konağın içi Viyana Devlet Operası’nı da içeren Fransız sahne tasarımcısı Charles Sechan tarafından tasarlandı. Bina Avrupa tarzı mimaride dekore edilmiştir. İtalyan mermerinden yapılmış zarif şömineler, kaliteli ahşap parke zeminler, Avrupa mobilyaları, kristal avizeler ve Sultan Monogram aynalar, Hereke halıları ve birçok tablo bulunmaktadır.

6. Maslak Kasrı

Maslak Kasrı, adını aldığı İstanbul’un Maslak semtinde, İstinye ve Tarabya kavşaklarının kesiştiği noktada Büyükdere Caddesi üzerinde 170 hektarlık bir alan üzerinde yer alan tarihi bir osmanlı sarayıdır. Maslak Kasrı aslen padişahlar için bir av köşkü ve dinlenme yeri olarak inşa edilmiştir. Konak, Sultan Abdülaziz (1861-1876) döneminde inşa edilmiş birkaç konağın birleşimidir. Günümüze ulaşan kiosklar Kasr-ı Hümayun (imparatorluk konağı), Mabeyn-i Hümayun (imparatorluk sarayı), Limonluk (limonlu konak), Çadır ve Paşalar (generaller) bunlardan bazılarıdır. Padişahın köşkünde Sultan II. Abdülhamit’in evinde sadece yatak odası ve içinde çalışma yeri vardır. Bu kompleks mekan 1986 yılında müze olarak yeniden açılmıştır.

7. Aynalıkavak Kasrı

Aynalıkavak Kasrı, eskiden tersane sarayının bir parçası olduğu için Aynalıkavak Sarayı olarak da bilinir. Aynalıkavak Kasrı, Haliç’in Hasköy semtinde yer almaktadır. Bölge ilk olarak Bizans döneminde tarım arazileri ve Osmanlı döneminde padişahların dinlenmek için ahşap zaviyeler inşa ettikleri ormanlarla dolu olsa da, tersanelerin inşasından sonra 19. yüzyılda önem kazanmıştır. Aynalıkavak Kasrı ve birkaç yalı yüzyıllar boyunca inşa edilmiş ve kompleksin tamamı halk tarafından Tersane Sarayları olarak adlandırılmıştır.

Sarayın çevresine baktığımızda kara cephesi iki katlı, deniz cephesi ise üç katlıdır. Konağın bir divan odası ve padişah tuğraları, birçok hat, güzel pencere ve aynalarla süslenmiş bir salonu vardır. Selim’in müzikal ilgi alanlarına göre düzenlenmiş Türk müzik aletlerinin sergilendiğini görünce şaşırabilirsiniz. Özel odadaki pencerelere şiirler işlenmiştir.

Aynalıkavak 1985 yılında ziyaretçilerine müze olarak açılmıştır. Restorasyondan sonra 2010 yılı sonunda tekrar açılmıştır.

8. Topkapı Sarayı

Sultan II. Fatih Sultan Mehmet olarak da bilinen Mehmed, İstanbul’u ve ardından Konstantinopolis’i fethettikten sonra Bizans döneminde akropol olarak kullanılan yere Topkapı Sarayı’nı yaptırmıştır. Bu, Topkapı Sarayı’nı İstanbul’daki tüm Osmanlı saraylarının ilk Sarayı yapacaktı. Bu saray, önde gelen Batı ve Doğu dönemi tiplerinden farklı mimari tarzıyla dikkat çekiyor.

Topkapı, Anadolu Yakası’ndaki Saraylardan farklı olarak yarımadanın ucunda değildir. Haliç’te, tek bir anıtsal Avrupa yapısı ve daha organik bir bahçeler kompleksidir. Topkapı Sarayı, Abdülmecid’in Dolmabahçe Sarayı’nı inşa etmesine kadar yaklaşık 400 yıl Osmanlı padişahlarının ikametgahı olarak hizmet vermiştir. Daha sonra müzeye dönüştürülen bir saraydır. Sarayın en heyecan verici sergi salonları arasında İslam kutsal emanetleri, padişah kıyafetleri, divan, Harem, mutfaklarda Çin porselenleri ve Bağdat, Revan, Sofa, Mecidiye gibi çeşitli köşkler yer almaktadır. Şehrin nefes kesen manzarasına sahip saray arazisi için çekme ve ekipman tesisleri bulunmaktadır.

9. İshak Paşa Sarayı

İshak Paşa Sarayı 1685 yılında Beyazıt Beyi Çolak Abdi Paşa tarafından yapımına başlanan Osmanlı dönemine ait eşsiz bir saraydır. İshak Paşa Sarayı bir saray değil, külliyeyi andıran bir eserdir. Osmanlı İmparatorluğu’nun İstanbul’daki Topkapı Sarayı’ndan sonra ikinci idari yerleşkesi olarak hizmet vermiş ve son yıllarda yapılan sarayların en ünlüsü olmuştur.

Jaqeli hanedanının Çıldıroğulları ailesinden kalıtsal bir Paşa ailesi tarafından yaptırılan Saray’a adını verecek olan Abdi Paşa’nın soyundan İshak Paşa tarafından yapımına devam edilmiştir. Saray, kalelerin artık özel olmadığı, ateşli silahların geliştirildiği ve bol olduğu bir çağda inşa edildiğinden doğudaki tepelere karşı zayıf bir şekilde korunmaktadır. Ana kapı bu açıdan en zayıf noktasıdır. Ana girişin yapısı, İstanbul’da ve Anadolu’nun başka yerlerinde inşa edilen saraylarda görülenlerden farklı olarak düzgün taş işçiliğine ve oymaya sahiptir.

10. Beylerbeyi Sarayı

19. yüzyıldan kalma bir saray olan Beylerbeyi, kelimenin tam anlamıyla efendilerin efendisi anlamına gelir ve Beylerbeyi Sarayı’nın şüphesiz İstanbul’daki pek çok güzel saraydan biri olduğu bilinmektedir. Beylerbeyi Sarayı, Anadolu yakasında Boğaz’ın yanındadır. Sarayın yapımına Sultan Mahmud döneminde başlansa da Sultan Abdülaziz Beylerbeyi Sarayı’nı bugünkü görkemine kavuşturmuştur. Yangın nedeniyle orijinal binayı yıktı ve yeniden inşa etti. Beylerbeyi Sarayı, Osmanlı döneminde Avusturya İmparatoru Franz Joseph ve Alman İmparatoru II. Wilhelm ve Karadağlı Prens Nikola gibi kişileri ağırlayan bir devlet misafirhanesi olarak kullanılmıştır.

Beylerbeyi, iki ana kat ve bir bodrum katı ile mutfak ve depolar üzerine inşa edilmiş ve Selamlık (erkekler bölümü) ve Harem olmak üzere  iki bölüme ayrılmıştır. Ayrıca 3 girişi, 6 kamarası ve 26 küçük odası bulunmaktadır.

Bu Saray hakkında heyecan verici bir bilgi ise Türk devletinin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Atatürk’ün, modern Türkiye’nin erken döneminde bile muhteşem bahçelerinden gösterişli ve çağdaş mimarisi nedeniyle Beylerbeyi Sarayı’nda konuklarını ağırlamayı sevmesidir.

11. Adile Sultan Sarayı

Sultan Abulmecit bu yazlık yalıyı 1856 yılında sevgili kız kardeşi Sultan Adile’ye hediye olarak yaptırmıştır. Mimar Sarkis Balyan tarafından yapımına başlanan ve batı mimarisinden esinlenerek 19. yüzyıldan kalma bir saray olarak tasarlanmıştır. Abdülmecit’in kız kardeşi Adile Sultan, kadınlar için çağdaş atılımlar yapan ve özellikle yetim kızların eğitimi ile ilgilenen bir kadın padişahtır. Kocasının vefatından sonra saraydan taşınmış ve burayı kız lisesi olarak kullanılmak üzere devlete bağışlamıştır.

Bağışladığı amaç için 1986 yılına kadar okul olarak kullanılmış ancak bir yangın felaketinden sonra müze ve etkinlik alanına dönüştürülmüştür. Asya kıyısında, Boğaz’ın ortasında yer alan Adile Sultan Sarayı, eşsiz tarihi ambiyansı ve eşsiz Boğaz manzarası ile prestijli organizasyonların tercih edilen mekanlarından biridir.

Türkiye Tatillerine Saray Turları Eklenmeli mi?

Türkiye’yi ziyaret ederseniz kültürel tarihini ve modern atmosferini tek bir kaynaktan deneyimlemeniz gerektiğini düşünüyoruz. Osmanlı İmparatorluğu’nun dönemin mimari, siyasi, ekonomik ve askeri yönetiminin başında geldiğini unutmayalım. Bu uçsuz bucaksız tarihi kültürü muhteşem mimari yapıları ziyaret ederek ve yapıların yapıldığı dönemi yaşayarak deneyimlemelisiniz. Türkiye birçok tarihi mekanın yanı sıra tatil noktalarına sahip olup dünya çapında herkesin ilgisini çekmektedir.

Yorum yapın