Türkiye’deki Tarihi Konaklar Nelerdir?

Devlet adamlarının bilginleri ve yazarları korumaları, onları konaklarında toplamaları, ilmî ve edebî sohbetler düzenlemeleri, Osmanlı Devleti’nin ilk dönemlerinden beri bir gelenek olmuştur. 19. yüzyılda bu gelenek daha da yaygınlaşmış, birçok devlet adamı, âlim ve varlıklı kişinin köşkünde yapılan toplantılar dönemin fikir hayatında büyük etki yaratmıştır. Özellikle Sultan Abdülaziz döneminde Doğu’nun ve Batı’nın ünlü alimlerinin aylarca misafir kalarak onurlandırıldığı konaklar, akademilere dönüşmüştür. Çoğu zaman ilmî, fikrî, edebî ve siyasî meseleler ev sahiplerinin bizzat yürüttüğü toplantılarda serbestçe tartışılırdı. Konaklardaki bu ortam Doğu ve Batı düşüncelerinin buluşmasını sağlamış ve dönemin siyasi koşullarının da yardımıyla Batı düşüncesi bu karşılaşmadan galip çıkmıştır. Bu nedenle Osmanlı aydınları arasında Batı düşüncesinin yayılmasında konakların önemli bir payı olmuştur.

Türkiye’deki ünlü tarihi konaklar aşağıda listelenmiştir:

1. Cemil Molla Konağı

19. yüzyıl Osmanlı mimarisinin en nadide örneklerinden biridir. Boğaz’da yer almaktadır.

Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde Adalet Bakanı ve Devlet Başkanı olarak görev yapan Cemil Molla Efendi 1886 yılında, Osmanlı Devleti ile karşılaşmıştır. Hayalini kurduğu Kuzguncuk sırtına inşa edilmiş yalı, farklılığın simgesi ve ince bir zevkin ürünüydü. Osmanlı İmparatorluğu’nun  ruhuyla, Alberti’nin Avrupa tarzı tekniği ve bilgisi, İstanbul’daki belki de en iddialı, yenilikçi ve benzersiz olan bu tarihi eseri yarattı.

Hayatı boyunca Abdülhamit’in en sevdiği, yakın dostu ve satranç oyuncusu, Devlet Şurası’nın  başkanı Şeyhülislam, din işleri başkanlığını yaptı. Vahdettin’in danışmanı, Cemil Molla’nın hayalini kurduğu konağı  beş yıllık inşaat süresince hem mimar hem de kalfa olarak çalışmasını sağladı.

O günlerin İstanbul’unda altın yaldızlı tavan süslemeleri, yemek odaları ve yatak odaları ile en çok konuşulan konu oldu. İstanbulluların dilinde “dünyanın sekizinci harikası” olarak bilinen hamamın beyaz mermerleri, her daim sıcak tutacak ince ısıtıcı dilimlere sahipti. Sultan Abdülhamid devrinde İstanbul’da Yıldız Sarayı’ndan başka bir yerde kalorifer ve elektriğin kullanılması düşünülemezken Molla bu konuda da bir ilki gerçekleştirmiştir. Cemil Molla Köşkü de, Yıldız Sarayı gibi dizel motorla aydınlatıldı ve merkezi ısıtma sistemi ile ısıtıldı. Molla “ilk elektrikli ev” ve “ilk kaloriferli ev” sıfatlarına bir yenisini eklemekte gecikmedi.

Kuzguncuk’taki Beyaz Kuleli Köşk de yıllardır seçkin bir kültür ve eğlence hayatına tanıklık ediyor. Geceleri ise dönemin önde gelen filozof ve şairlerinin katılımıyla sabaha kadar süren toplantıları Molla’nın saatlerce okuduğu divan edebiyatından parçalarla taçlandırıldı.

İttihat ve Terakki’nin iktidara gelişi ve ardından Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışı sırasında Beyaz Kuleli Köşkü’ne çekilen Molla, ülkesini artık bir yönetici olarak değil sıradan bir vatandaş olarak izliyordu. Atatürk Beylerbeyi Sarayı’nı ziyarete geldiğinde Molla ile tanışmak istediğini beyan ederek Molla’nın çağdaş yaşama bakışını ve ülkesinin yeniliğe ihtiyacı olduğuna inanan bir aydın olduğu görüşünü desteklemiştir. Molla’nın ailesi, birçok Osmanlı ailesi gibi yaşam standartlarını korumak için mal varlıklarını birer birer sattı ve Cemil Molla’nın 1941’de ölümünden 7 yıl sonra Beyaz Kuleli Konağı’nı kaybetti.

MESA, efsanevi mimari zenginliği ile Abdülhamid döneminin gayri resmi kültür ve sanat merkezi olan bu yalıyı yapımından tam yüz yıl sonra 1986 yılında satın aldı. 2004-2005 yıllarında gerçekleştirilen titiz restorasyon çalışmalarının ardından yalı Boğaz’ın sırtlarından geleceğe daha güçlü bakmaya başladı.

2. Barış Manço Konağı

Kadıköy’ün Moda ilçesi, Barış Manço’nun Moda’da  yaşadığı evden dolayı Barış Manço ile özdeşleşmiş bir semttir. 9 Haziran 2010’da Manco’nun ailesi tarafından müzeye dönüştürülmüştür. Barış Manço’nun “Bir insanı anmayı bıraktıktan sonra o kişi ölü sayılır.” Bu cümle müzenin değerini çok güzel bir şekilde anlatıyor. Barış Manço usta bir sanatçı, gezgin, dünya insanı ve iyi kalpli bir insandı. Kadıköy Belediyesi, Barış Manço’nun Ailesi ve birçok kurumun iş birliği ile açılan bu müze ziyaretçilerine Barış Manço’nun sanatsal kimliğinin yanı sıra farklı özelliklerini de sunuyor. Müze sevilen sanatçının kalbinin derinliklerine iniyor ve anılarını en iyi şekilde yaşatıyor. Barış Manço Müzesi’nin özelliklerini merak ediyorsanız yazımızı okumaya devam edin.

Barış Manço’nun hayatına tanıklık eden bu evin tarihi çok eski zamanlara dayanıyor. Ev Dawson tarafından 1895-1900 yılları arasında Pape Kalfa tarafından yaptırılmıştır. Bina, 1930’larda Dawson’ın ülkesine dönmesiyle birkaç kez el değiştirdi. 1965 yılında John Whittall tarafından satın alınmış ve Whittal Konağı olarak adlandırılmıştır. Barış Manço, yalıyı 1984 yılında Whitall ailesinden satın almış ve restore ettirmiştir. Bina 19. yüzyıldan kalma bir Viktorya binasıdır. Sevilen sanatçı 1999 yılında bu evde öldü. Barış Manço’nun ailesi “Bir insanı anmayı bıraktıktan sonra o kişi ölü sayılır” sözünden yola çıkarak Kadıköy Belediyesi ve  Halk Bankası’nın da yardımıyla evi müzeye dönüştürdü.

Barış Manço Müzesi 3 katlıdır ve bir bodrum kattan oluşmaktadır. Girişte giyinme odası, yemek odası ve oturma odası bulunmaktadır. Girişte Barış Manço’nun “Bu benim hayalim!” dediği Steinway B2010 kuyruklu piyanoyu görmek mümkündür. Baris Manço’nun heykelini hemen yanında görebilirsiniz. Bu katta ödüller, züccaciye koleksiyonu, çeşitli tarihi eserler ve önemli ahşap eşyalar bulunmaktadır. Ayrıca Doğukan ve Batikan Manço’nun çocukluk odalarını üst katta görmek mümkündür. Bu katta Adam Olacak Çocuk programının ekipman ve kaset kayıtları bulunmaktadır. Alt katta, Manco’nun resim yaparken kullandığı Şövalye Odası vardır ve burada döneme ait eşyalar ve kullanılan malzemeler bulunmaktadır. Evin girişinde Barış Manço’nun arabası vardır. Evin yazlık ve kışlık olmak üzere 2 bahçesi vardır. Barış Manço Müzesi, İstanbul’da mutlaka görülmesi gereken müzeler arasında yer almaktadır.

Barış Manço Müzesi’ne ulaşım oldukça kolaydır. Barış Manço Müzesi, İstanbul’un popüler semtlerinden Kadıköy’ün Moda semtinde yer almaktadır. Avrupa yakasından geliyorsanız Marmaray ve vapur kullanarak Kadıköy’e ulaşabilirsiniz. Daha sonra Moda’ya yürüyerek ulaşabilirsiniz. Anadolu Yakası’ndan geliyorsanız metro, otobüs, taksi, dolmuş ve minibüs seçenekleri kullanılarak Kadıköy’e ulaşım sağlanmalıdır. Daha sonra Kadıköy merkezden Moda’ya yürüyebilirsiniz.

Barış Manço Müzesi Pazartesi, dini ve resmi tatiller dışında haftanın her günü 09:00-17:00 saatleri arasında ziyaret edilebilir. Grup olarak ziyaret edecekseniz önceden rezervasyon yaptırmanız çok önemlidir. Barış Manço Müzesi’nde tam bilet 0,60 dolar / 10 TL, indirimli bilet 0,30 dolar / 5 TL’dir.

3. Danioli Konağı

19. yüzyıl Fransız mimarisinin bir örneği olan bu konak günümüze kadar gelebilmiştir. İlk sahipleri Katolik Yunan peynir tüccarı Menelaos Danioli ve Rus eşi Vera idi. Tutkulu bir aşk hikayesine sahne olan bu güzel konak Eylül 1912’de İtalyan Rombakis ailesine satıldı. Şimdiki sahipleri yalıyı 2005 yılında büyük ölçüde yenilemişler. 1900 m2 lik bahçenin ,1000 m2’lik alanında üzüm bağları, çeşitli meyve ağaçları, zeytin ağaçları, yüzlerce çiçek ve bitki bulunmaktadır.

Önceki “Danioli Konağı” ve şimdiki “Kadriye Hanım Köşkü” muhteşem bahçesi, özel havuzu, nefes kesen manzarası ve üç tarafı verandaları ile görülmeye değer bir köşktür.

4. Ahmed Ratib Paşa Konağı

Konak, Acıbadem semtinde ve konağın adını taşıyan sokaktadır. Konağın yanında Faik Bey Mescidi Caddesi bulunmaktadır. Etrafındaki tarihi konakların hemen hemen hiçbiri günümüzde mevcut değildir. Bunlardan biri eşsiz kahraman Esat Paşa’ya aitti. Esat Paşa’nın büyük konağı geçtiğimiz günlerde yıkıldı. Dâhiliye Müsteşarı Celal Bey’e ait olan ve daha sonra torunu Ali Fuat Türk’e  devredilen yalıdan hiçbir iz yoktur. Ahmet Ratip Paşa’nın ahşap, dört katlı, beyaz boyalı yalısı bahçe içindedir ve güzel bir manzaraya sahiptir. Uzaktan bakıldığında uçmaya hazırlanan kartalı andıran bu devasa yapının basamaklı arka bahçesi Faik Bey Mescidi Caddesi’ne kadar uzanıyor.

Buraya yüksek bir istinat duvarı yapılmıştır. Bina çok değerli ve zengin malzemelerle inşa edilmiştir. Merdiven korkulukları kesilmiş ve son derece değerli bakara kristalidir. Tüm kapı ve pencereler oyma figürlerle dekore edilmiştir. Tüm ahşap parçalar Viyana’dan getirildi. Ahmet Ratip Paşa’nın yazlık konağı 30.929 metrekarelik geniş bir bahçe içindedir. Binanın tüm kapı ve pencereleri oymacılar tarafından bir kuyumcu maharetiyle mücevher gibi işlenmiştir. Merdivenlerin tepesinde kristal avizeler var. Duvarlar ve tavanların birleştiği yerde son derece zarif, ince mimari süslemeler odaları silip süpürdü. Öte yandan, kiremitli banyo gerçekten bir başyapıttır. Bir kısmı Çamlıca Kız Lisesi’nin yemekhanesi ve yatakhanesi olarak kullanılan tarihi ihtişamlı binada 54 oda bulunuyor.

Bu yazlık köşk, değerli mimar Kemaleddin Bey tarafından yaptırılmıştır. Kemaleddin Bey ayrıca şu eserleri de yaptırmıştır:  Bakırköy, Beyoğlu Kamer Hatun camileri; Sultan Reşat, Mahmut Şevket Paşa Türbeleri; Ayazma İlkokulu, Bostancı İlkokulu, Eyüp Reşadiye Mektebi, Mekteb-i Kuzat (Üniversite Kütüphanesi), Sultan Hamit Medresesi (İstanbul Ticaret Borsası), Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü, Vakıf Hanları, Vakıf Guraba Hastanesi yeni binaları, Laleli, Harikzâdeler Apartmanları. Ahmet Ratip Paşa Konağı, 1908 İkinci Meşrutiyetinden sonra bahçesi ve tüm ekleriyle birlikte 1926 yılında İzmir’de idam edilen Maarif Nazırı Şükrü Bey (24 Ocak 1913 20 Temmuz 1918) tarafından yıkılmıştır. Adına okul yaptırmak için satın alınmıştır. Burada 13 Aralık 1914’te Viyana’da ünlü ‘Tereziyanom Koleji’ tarzında Acıbadem Numune Kız Yatılı Lisesi açılmış, Almanya’dan hemşire ve kadın mürebbiyeler getirilmiş, okul malzemeleri ve mobilyaları oldukça lüks bir şekilde hazırlanmıştır.

5. Asya Konağı

Asya Konağı’nı 1906 yılında Tevfik Fikret İstanbul Boğazı’nın Rumeli yakasında yaptırmıştır. Farsça’da “kuş yuvası” anlamına gelen yapıyı şair kendisi tasarlamıştır. Ömrünün son dokuz yılını (1906-1915) burada geçiren Tevfik Fikret, ölümünden sonra evi eşi Nazime Han’a bırakmıştır. 1940 yılında dönemin belediye başkanı Lütfi Kırdar tarafından satın alınarak müzeye dönüştürülmüş ve Tevfik Fikret ve arkadaşlarının eşyaları ile şairin Eyüp’ten taşınan mezarının sergilendiği bir yapıdır. Bina şimdi İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğü’ne bağlı “Asiyan Müzesi”ne ev sahipliği yapıyor.

Geleneksel Konakların Özellikleri Nelerdir?

Yörük hayatından gelen ve geceyi geçirmek için bir yerde kalmak fiiliyle bu fiilin yerini belirleyen konak kelimesi, sivil mimarlığın kalıcı unsurlarını belirleyen konut ve köşk gibi terimlere kaynaklık etmiştir. Osmanlılarda köşk kavramının kullanımı hemen her zaman gündelik hayatta kullanılan paşa köşkü, bey köşkü ve devlet köşkü gibi terimlerde olduğu gibi ayrı bir toplumsal statüye işaret eder. Ancak bir padişaha veya padişaha ait yapıların “saray” olarak tanımlanması, bu statünün vezir, paşa, ulema ve zenginler gibi devletin ileri gelenlerini kapsadığını göstermektedir.

Türk sivil mimarlığında konak tipolojisinin sınırları tam olarak çizilememekle birlikte müştemilat, hamam, sarnıç gibi yapıların ilavesi ile günlük işlerin yürütüldüğü ve hizmetlilerin barındığı yapıya bağlı olarak bir külliye olarak tasarlanmıştır. Tek veya ayrı kütleler ve ahırlar olarak harem ve salon bölümlerini içeren topografya, hizmetli odaları, hizmet birimleri vb. boşluklarla çevrili büyük bir kapalı avluya sahiptir. Öte yandan, 1865 tarihli Mercan’daki Âli Paşa Köşkü gibi üzerinde bir oda bulunan ancak sahibinin konumu ve konumu itibariyle köşk olarak tanımlanan bazı örnekler sarayı andırmaktadır.

Konakların topografyanın uygun olduğu çevre duvarlarla çevrili bahçelerde yer alması dikkat çekicidir. Hemen hemen değişmeden günümüze ulaşan harem bölümü ve günümüze kadar gelmemiş olan hamam ve mutfak birimleri de dahil olmak üzere iki ayrı yapıdan oluşan Bebek’teki 1751 Kavafyan Konağı, çevre duvarlarla çevrili eğimli bir arazi üzerinde yer almaktadır. Caddeye tek kapı ile açılmaktadır. Selamlık’ı adeta merkeze alan dağınık yerleşim anlayışına bu dönemde özellikle sayfiye bölgelerinde sıkça rastlanmaktadır. Öte yandan aynı uygulamanın gözlemlendiği Üsküdar’daki 1793 tarihli Afgan Tekkesi, işlevi farklı olsa da konut mimarisi çerçevesinde incelenmesi gereken yapılar arasındadır. Birçok dergâhın kuruluşunun tarikatın müritleri arasında yer alan varlıklı kimselerin bağışladığı köşklere meshihatların yerleştirilmesiyle gerçekleştiği ve bunların çoğunun kiraladıkları veya satın aldıkları köşklerde faaliyet gösterdiği bilinmektedir. Geniş bir bahçe içinde yer alan Afgan Tekkesi, bunların ilk ve en özgün örneği olup, yapıya külliye niteliği kazandıran hizmet birimlerinin, yerine geçtikleri konağın düzenini ve mimari programını sürdürdüğü anlaşılmaktadır.

Salon bölümünün halen mevcut olan divanhâneli tasarımı dönemin tipik mekan kurgusunu yansıtmakta ve bu yapı tipinin sivil mimari ile ilişkisinin çarpıcı bir örneğidir. Öte yandan özellikle İstanbul surları gibi konut dokusunun uygun olmadığı yerlerde konaklarda bahçelerin daraldığı ve hatta kullanılmadığı görülmektedir. Bu yapılarda girişin doğrudan sokağa açılması ve harem ile selam bölümünü birleştiren tek kütleli tasarımların öne çıkması dikkat çekicidir. Lale Devri yapılarından biri olan ve günümüzde ortadan kalkmış olsa da Kaptan Paşa Konağı’nda taşlı girişleri sokağa açılan harem ve selam bölümlerini bir araya getiren bir tasarımın uygulandığı kaydediliyor. Kadırga’da bir dönem eczacı ve diş hekimi okullarının ikametgahı olan Menemenli Mustafa Paşa Konağı da eşit büyüklükte harem ve selam bölümlerini tek bir kütlede birleştiren bir tasarıma sahipti. Konut mimarisinde önemli bir dönüm noktası olan Lale Devri’nden bu yana dikkat çekici bir gelişme gösteren tek kütleli tasarımlarda görülen harem ve farklı işlevlere sahip selam bölümleri arasındaki ilişkinin kurulması, konut mimarisinde de önemli bir gelişme sağlamıştır. Bu da konak mimarisinin en özgün yanıdır.

En azından 18. yüzyıla kadar konaklardaki iç mekanların oluşumunda dış sofalı ve divanhaneli tasarımların ön planda olduğu düşünülmektedir. Bu açıdan Afgan Tekkesi’nin çift eyvanla genişletilen sofası ve İstanbul’daki sivil mimarinin en eski örneği olan Amcazade Hüseyin Paşa Köşkü’nün salonu, köşk olarak nitelendirilebilir. Sahil, fikir verebilecek en önemli örneklerdir. Ancak bu yapıda da görüleceği üzere, İstanbul’un kültür ortamı ve saray çevresinde gelişen yaşam biçimleri içinde farklı varyantlarla incelenerek divanhane ve dış sofalı tasarım şeması ve bir sedir ile kurgulanan mekan geliştirilmiştir. Orta kanepe, özellikle Lale Devri’nden beri, ağırlığını konak mimarisine vermiştir. Bebek Kavafyan Köşkü’nün harem bölümünde, “karniyarik” olarak tanımlanan çift eyvanlı orta sofalı tasarım, çift eyvanlı tasarım ile dört eyvanlı orta sofalı tasarım, iki eyvanlı odalara yerleştirilmiştir. Kaptan Paşa Konağı’nın harem ve salon bölümlerinin köşeleri en yaygın iç tasarımdır.

Estetik açıdan hoş olmakla birlikte birçok işlevi vardır. Yemek, içmek, yatmak, kalkmak gibi işlevler de orta salonu çevreleyen ve misafir kabul etme, sohbet etme, hatta yemek yeme gibi ortak günlük işlevleri olan çok işlevli odalarda gerçekleştiriliyordu. Mekânların tefrişatında, pencere önüne yerleştirilmiş sedirler, yatak ve yorgan dolapları, çeşitli eşyalar için niş ve dolaplar, mangal ve ısınma amaçlı sobalar önemli bir yer tutmuştur. Kavafyan Köşkü’nde olduğu gibi dönemin üslup özelliklerini yansıtan ahşap süslemeler, perdeler, halılar, işlemeler ve tablolar önemli mobilyalar arasındaydı. Batı etkileri mimarimizi yoğun bir şekilde etkilediğinde bile bu tasarım şeması terk edilmedi. 19. yüzyılda yaygınlaşan oval ve yuvarlak planlı kanepelerin kullanımında kendini gösteren güçlü sentezlerin yanı sıra Zeynep Hanım Konağı veya Saraçhane’deki 1865 Subhi Paşa Konağı gibi farklı varyasyonlarla bazen dejenere olarak varlığını sürdürmüştür. Öte yandan tören kurallarına göre şekillenen hanedan yapılarının tasarımlarından etkilendiği anlaşılan bu şemanın, hanedanla yakın ilişki içinde olan ve önemli görevlerde bulunan gruplar tarafından tercih edildiği görülmektedir. Devlet kademeleri ve bu kurallara pek aşina olmayan toplumun alt katmanları bu konuda pek istekli değildi.

Saray çevresinde gelişen yeni yaşam tarzıyla birlikte İstanbul’da geleneksel Türk yaşamının şekillendirdiği ve dış sofalı olarak tanımlanabilecek iç sofalı tasarımların yerini iç sofalı tasarımlara bırakan yaşam evi tasarımları, Batı ve Güney’deki konak mimarisinde varlığını sürdürmüştür. Anadolu, çoğunlukla iklim koşullarına bağlıdır. Seyahatnamelerdeki bilgi ve gravürlerden İstanbul’da yaygın olarak kullanıldığı anlaşılan yaşayan Türk evi tasarımının uygulandığı Birgi’deki Çakır Ağa Konağı, taşra üslubunun naif örneklerini içeren tablo ve süslemeleriyle dikkat çekiyor. Yerel yaşam tarzı farkıyla aynı tasarımı bulduğumuz Urfa’daki Kürkçüoğlu Konağı, harem, selamlama, hayatın yerini alan geniş bir avlu etrafında dizilmiş hizmet birimleridir. İklim özellikleri bakımından İstanbul’a benzeyen Safranbolu, Kastamonu, Ankara, Tokat, Amasya ve Sivas’ta, başkent kökenli orta sofalı mekan kurgusunun yerel lezzetlerle yerel lezzetleri buluşturan özgün ve mütevazı tasarımlarda uygulandığı görülmektedir.

Konaklarda malzeme tercihi İstanbul için taş kısmı içeren zemin kat dışında daha çok ahşap malzemedir. Zemin katın duvarları ise çoğunlukla taş malzemeden yapılmış olup üzerine ahşap karkas yapı kütlesi örülmüştür. Üst katlar çıkmalar, cumbalı pencereler, kafeslerle örtülü çok sayıda pencere ve geniş saçaklarla oldukça hareketli bir görünüme sahipti. Yangınların yol açtığı büyük tahribata ve 1660 Cibali yangınından sonra ahşap evlerin yapımına izin verilmeyen kararnameye rağmen bu tercih hiçbir şekilde değişmedi. Yüzyılın ikinci yarısında yapım tekniklerindeki gelişmelerle birlikte artan yığma malzemelerin kullanımı bile ahşaba göre solgun kalmıştır. Zeynep Hanım Konağı, Fuad Paşa Konağı, 1867 yılında inşa edilen ve günümüzde İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ne ev sahipliği yapan, bu üniversitenin Tıp Tarihi Enstitüsü’nün bulunduğu Subhi Paşa Konağı, Vefa Lisesi’nin bulunduğu Mütercim Rüşdü Paşa Konağı, Milli Rauf Paşa Konağı, Eğitim Müdürlüğü’nün bulunduğu Milli Rauf Paşa Konağı bulunduğu yığma malzemelerle inşa edilmiş önemli konaklardan biridir. Ancak yığma bir yapı olan Âli Paşa Köşkü’nün 1911 yılındaki Çırçır yangınında duvarlarından ayrı olarak tamamen yanmış olması bu uygulamanın sıkışık şehir dokusunda pek kullanışlı olmadığını göstermiştir. Maarif Müdürlüğü’nün bulunduğu yer yığma malzeme ile inşa edilmiş önemli konaklardan biridir.

Anadolu’da konaklarda karşımıza çıkan malzeme seçimi malzemeyi temin kolaylığına göre değişmektedir. Batı ve Kuzey Anadolu’da ahşap ana malzeme olarak görülse de, Orta, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da taş malzeme ahşaptan önce gelmektedir. Özellikle karkas ve gövde duvarlarında kullanılan taş malzeme Urfa, Mardin, Kayseri, Erzurum ve Kapadokya’da özgün konut mimarisinin oluşmasını sağlamış olsa da ahşabın taştan aşağı kalmayan bir kullanım alanı bulduğu görülmektedir.

Bölgelere göre değişen zevk ve yaşam tarzlarına göre farklı örnekler sergilemekle birlikte Anadolu’da tüm Osmanlı dönemi boyunca varlığını sürdüren geleneksel Türk evi tasarım şeması, farklı malzeme ve tasarım tercihleri ​​bir kenara bırakıldığında bu yapı grubu Türk mimarisinde de izlenebilmekte ve mimarlığın geleneksel çizgide değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. X-XII. Horasan ve Maveraünnehir’de MÖ 5. yy’a tarihlenen evlerin mihmanhâneli tasarımlarında görülen Orta ve Orta Asya merkezi mekan geleneğinin Osmanlı sivil mimarisine etkisi tartışılmamıştır. Ancak farklı faktörlerin ve yaşam tarzlarının şekillendirdiği Osmanlı sivil mimarisinin, hem kökenini hem de yerleştiği coğrafyanın eski geleneklerini aşan çok karakteristik bir kimlik kazanmıştır. Özellikle Osmanlı mimarisinde Batı etkilerinin yoğunlaştığı 18. yüzyılda. Geleneksel kriterlerin mütevazi çizgisinden sıyrılıp barok, rokoko, imparatorluk, 19. yüzyıldan beri klasik ve “art nouveau” stilleridir.

Kentsel alanlarda kapladıkları geniş alanlar nedeniyle özellikle büyük şehirlerde ve gelişen merkezlerde konaklar tehdit altındadır ve yangınlar ve ilgisizliklerin yol açtığı tahribat nedeniyle konakların sayısı her geçen gün azalmaktadır. Sivil mimarimizin önemli örneklerini oluşturan bu yapıların resmi ve sivil kuruluşlara devredilerek ya da Anadolu’da örnekleri çok olan bu yapıların müze evlere dönüştürülerek yaşam alanı işlevi verilerek korunması son derece önemlidir. Geleceğe aktarılması açısından önem taşımaktadır.

Türkiye Tatillerine Konak Turları Eklenmeli mi?

Konaklar, Türkiye tarihinin paha biçilmez parçalarıdır. Hem güzel görünüyorlar hem de birçok yetenekli işçinin mimari harikalarıdır. Türkiye’de tatil yaparken muhteşem Türk tarihi ve mimarisini tatmak için konaklar ziyaret edilmelidir. Türkiye’deki  tatil yerlerini görmek için yazımıza göz atabilirsiniz.

Yorum yapın